12 Kasım 2009 Perşembe
Kızıl Saçlı Olmanın Zorlukları
Her şeyin farkına varmam iki buçuk yıl önce saçlarımı kızıla boyatmamla başladı. Kızıldan önce, ilk kez saçımı boyattığım renk pembeydi. Lisenin bitmesine birkaç ay kala rapor alıp öss’ye çalışmak için okula gitmediğin son aylar olur ya, işte o zaman boyattım saçlarımı pembeye. İlk olumsuz tepkiyi verenler de annem ve arkadaşları olmuştu. Babam gayet orijinal olduğunu ve istediğim buysa bunu yapmamın doğru olduğunu söylerken, bin bir türlü komşu, komşu akrabası, onların komşuları, onların yedi sülalesi pembe saçımı onaylamamıştı.
Sonra belki de sırf karşı gelme ve inatçılık içgüdülerimle saçlarımın pembe olmayan bir kısmını da maviye boyatmaya karar verdim ve boyattım. Biraz da sanırım o zamanlar punk dinlememle ilgiliydi bu saç boyatma hevesi. Günler günleri, haftalar haftaları kovaladı ve saçlarımdan akan boyalar beni iğrenç göstermeye başladı. Çünkü pembeler sararıyor, maviler yeşeriyordu. Annemin ve etraftaki insanların da saçımı ‘düzgün’ bir renge boyatmam için baskıları artmaya başlamıştı. En sonunda üniversiteyi kazandım ve bu şekilde üniversiteye gitmemem gerektiğini düşünme olgunluğuna eriştim ve kökten bir çözüm ürettim. Saçlarımı siyaha boyattım. Simsiyah.
Saçlarım siyahken bir süre de yeşil lens kullanmaya başladım. Zaten Ruslardan bile beyaz bir tene sahip olduğum için, kısa sürede kimileri tarafından hortlaklara kimileri tarafından satanistlere, kimileri tarafından gotik kızlara benzetildim ve toplumun baskılarından dolayı yine gittim saçlarımı koyu bir kahverengiye, yani toplumun genel kanısına göre ‘normal’ bir renge boyattım. Kahverengi, saçlarımdan aktıkça alttan kırmızımsı bir renk çıkmaya başladı ve bu sefer saçlarımı kızıla boyatsam bana çok yakışacağı yönünde eleştiriler almaya başladım. Ve işte o gün gelmişti. Bundan yaklaşık üç yıl öncesi… Saçlarımı kızıla boyattım…
Çok ilginçtir ki saçlarını kızıla boyatan insanlardan çok azı başka bir renge geri dönebilir. Bir kere bulaşırsanız bu renge, olmazdır, yapamazsınızdır, eliniz başka boyaya gitmezdir. Hem de kızıl saçlı olmanın bin bir türlü zorluğuna rağmen.
Öncelikle görenler yüzlerce yorum yaparlar. Sabırla bu duruma alışmalarını beklersiniz. Çünkü zaten siz de saçlarınızı boyattığınız o farklı renge alışmaya çalışıyorsunuzdur, sizin için de zordur. Diğer kızıllar karşılaştı mı bilmiyorum ama bana üç yıldır herhalde en çok sorulan sorulardan biri; saç rengin doğal mı? Yahu saçımın diplerinden doğal saç rengim bir karış çıkmış, kızıl akmış akmış on tane renk karışık boyamışım gibi duruyor. Sence doğal mı? Bu insanın mantığına sığar mı? Hayır, sorup moral bozmak istiyorsan zaten doğal kızıl saçlı olmak istemezdim. Çünkü doğal olan turuncumsu kızıl rengini sevmiyorum. Zaten yazın çıkmalarını engelleyemediğim çillerimle başım dertte, bir de doğal kızıl saçım olsun da Çocuklar Duymasın’daki Havuç gibi mi gezeyim ortalarda? Ayrıca dünyanın herhangi bir yerinde şarap kızılı saç rengiyle doğan biri görülmüş müdür acaba?
Her neyse, ‘yok canım, hayır boya tabi ki’ der sinirini bastırıp oradan uzaklaşırsın. Bunun üzerine saç rengine alışmaya başlayan arkadaşların artık seni kırmızı kafa, kızıl sonya, redhead şeklinde çağırmaya başlarlar. Biraz daha zaman geçtikten sonra Japon çizgi filmlerindeki karakterlere benzetilmeye başlarsın, çeşitli isimler takılır. Kimi zaman Kızılay olursun kimi zaman kızıl ordu, kimi zaman İrlandalı kız ya da red cross, kimi zamansa kuru bir şekilde ‘hey kırmızı ne haber?’ diye halin hatrın sorulur olur.
Sadece bunlarla bitmez maalesef. Bir yandan insanlarla uğraşırken bir yandan da kızıl saçlarınla uğraşırsın. Dört beş kez yıkandıktan sonra eski parlaklığı ve ilk boyadığın renginden eser kalmaz. Turunculaşır, sararır, saçma sapan bir renk olur. Tekrar boyaman gerekir ama o kadar kimyasal madde içeren bir şeyi kafana iki üç haftada bir sürmek istemezsin. Beklersin… Renk iyice kendini kaybedince de kısır döngü devam eder ve çevrendekiler yine başlarlar o alaycı tavırlara. ‘Hey, kırmızı kafa, senin saçlar ne renk oldu böyle ya, boya şunları artık’. ‘Pişşt redbull, kızım kafanda garip renkte saçlar var ama anlayamıyoruz artık, bir hale yola soksan şunları?’
İşin acı tarafı bazen sen bıkıp kahverengiye siyaha dönmek istersin ama saçların acı ve alaycı bir gülümsemeyle sana bunun mümkün olmayacağını zaten ima eder. Hangi renge boyarsan boya, akan boyanın altından o sinsi renk geri çıkar. Yapışır saç tellerine gitmez. Kabullenmek zorunda kaldığın kardeşin gibidir. Güzel gözüktüğünde iyi anlaşırsınız ama kötü gözüktüğünde onu bırakıp başka bir kardeş bulamazsın. Tek yol, saçlarını kazıtıp yeni doğal saçlarının çıkmasını beklemektir ama kızıl bilir ki sen asla bu yolu seçmeyeceksin. Çünkü bilir ki bu en kötü ihtimaldir ve kendine güveni de buradan gelir. Bilir ki saçlarını kazıtmaktansa kızıla tekrar boyamayı seçeceksin. Aynen onun düşündüğü gibi olur, yenilirsin ve tekrar elin kırmızı boyaya gider.
Etrafınızdaki birçok sarışına, kumrala, esmere şarkılar yazılır. Kızıl saçlıların kaderi hep boynu bükük dinlemektir o şarkıları. Nerede ‘gel gel sarışınım gel, ben sana aşığım gel’ duysanız küfredersiniz sarışınlara. Sonra Yaşar’ın o mükemmel sesinden ‘kumralım’ şarkısını dinlersiniz, kumralları kıskanır, Yaşar dinlemeyi bırakırsınız. Hele hele o ‘esmersen güzelsin’ vardır ya, işte o artık ciddi ciddi intihara teşebbüsü düşündürmeye başlar. Ama kızıla yazılmış, doğru düzgün bir şarkı bile yoktur. Varsa da ben henüz karşılaşmış değilim.
Pembe giyemezsin kızılla yakışmaz, beyaz giyemezsin, Türk bayrağına benzemişsin diye dalga geçerler. Siyah giydiğin anda metalci damgası yersin. Sarı giydin mi Galatasaray forması olursun. Mavi giyemezsin tanırlar, yeşil giysen trafik lambası olursun, bir şeylere benzer durursun, alışverişten bile zevk almaz bir hale gelirsin.
Zaten önümüzdeki yirmi - yirmi beş yıla kadar dünyadaki doğal kızıl saçlıların tamamen tükeneceğini öğrenirsin, ahh işte o zaman senle iyice dalga geçeceklerdir saçların doğal bir renk değil diye.
Sonuç olarak, kızıl saçlı olmak kolay bir iş değildir. Bin türlü işkencesi ve zorluğu vardır. Ama öyle bir şey vardır ki istesen de değiştiremezsin o rengi. Kalır öyle üstünde, kişiliğin oturması gibi, bedenine oturur. Herkes seni artık ‘kızıl saçlı kız var ya’ şeklinde anlatmaya başlar. Kızıl hayatının bir parçası olur. İnsanlarla saçlarının rengini değiştirmeyi ortaya koyarak iddiaya girersin, iddiayı mucizevî bir şekilde kazanırsın. Sevgilinden ayrılırsın, hani beklersin ki normal kızların yaptığı gibi saçını kestir, ne bileyim boyat falan, yok! Tam tersi kızıl senle olsun, yanında kalsın istersin. Renkle aranda duygusal bir bağ oluşur.
Tam sen, ‘artık bu saçmalığa, kızıl aşkına son vermeliyim’ diye günbatımında denize karşı oturmuş düşünüp, denizin dalgalanmasını izlerken hafif bir rüzgar eser ve uzun kızıl saçlarını bir yandan diğer yana savurur. Saçların savrulurken bir yandan da güneşin turuncu kızıl arası renkteki ışıkları saçlarının üzerine düşer. Alev alev parlar o anda saçların. Bu sefer ilk defa saçlarının açık renk gökyüzü ile bir uyum içersinde olduğunu görürsün. Artık düşünmenin anlamı kalmamıştır. Her şey için çok geçtir. İçine işlemiştir günbatımının kızılı. Saçlarınla birlikte… Daha fazla düşünmenin anlamı kalmamıştır, kızıl ölene kadar seninle beraber olacaktır, kurtuluşu yoktur. Kalkar gider, kızılı ne olursa olsun sevmeye devam edersin.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
tamamen aynı şeyleri yaşadım çok güzel bi yazı olmuş :)
YanıtlaSilteşekkür ederim=) vallahi her kızıl saçlının bunları yaşadığını düşünüyorum. artık kaderimiz bu olsa gerek=)
YanıtlaSilSizin bu yaziyi yazdiginiz tarihlerde, aslinda 2008 de kizila bir bulastim..bir bulastim yani. Baska hicbir renk tatmin etmiyor. Donuyorum dolasiyorum yine kizila boyuyorum bu saci .. ask alevide ask alevi...tum diger rwnkler sonuk kaliyor gozumde
YanıtlaSil