25 Kasım 2009 Çarşamba

Big Fish


Bazı sorular vardır hani, cevaplarını siz de bilmezsiniz. Örneğin, şu ana kadar yaşadığın en komik olay, en sevdiğin çiçek, seni en derinden etkileyen kitap ya da hayatını değiştiren film... Bu sorular yöneltildiğinde akla çoğu zaman pek bir şey gelmez. Hangi cevabı verirseniz verin kendiniz de cevabın doğruluğundan şüphelenir, tatmin olmazsınız. Her zaman düşünmeye, tüm seçenekleri gözden geçirmeye ihtiyacınız olduğunu düşünürsünüz ya da 'buna cevap vermek çok zor' der karar vermeye çalışmaktan vazgeçersiniz.

Ancak sanırım ben bu gece, bu sorulardan birisine, asla değiştirmeyeceğim cevabımı buldum. İnsanların -varsa- hayatlarını değiştiren film.

Tim Burton'ın 'Big Fish' adlı filmi.

Hayatın farklı dönemlerinde, değişen ruh halimize göre bazı şeyleri düzenli olarak yaparız. Her şeyden soğuduğumuz, insanların bizi anlamadığını düşündüğümüz, yalnız hissettiğimiz zamanlarda Küçük Prens'i okuyup, yıldızları izleyerek Küçük Prens'in gezegenine gittiğimizi hayal etmemiz gibi.

Ya da çok stresli olduğumuz zamanlarda yatağın üzerinde uzanıp tavanı izlerken saatlerce Yann Tiersen'i dinlememiz, tüm notaları tek tek ve sırayla beynimizin her köşesine yerleştirmeye çalışmamız gibi.

Birine çok sinirlendiğimizde ellerimizi acıdan hissetmemeye başlayıncaya kadar yazı yazmamız gibi.

Ben de ne zaman hayatta her şeyi gereğinden fazla ciddiye almaya başlayıp kendimi üzsem, ne zaman çok uzun süredir hiç ağlamadığımı fark etsem ve ne zaman insanların 'gerçek hayat' dedikleri ve benim hiçbir zaman içinde yer almak istemediğim o dünyaya girdiğimi fark etsem 'Big Fish'i izlerim.

Bu film benim hayatımı gerçekten değiştirmiş bir film. Sadece hayatımı değiştirmekle kalmayan beni şu ana kadar ağlatabilen de tek film.

Hayatı boyunca parmakla sayılabilecek kadar az sayıda ağlamış olan ben, ne zaman bu filmi izlesem sonunda ağlamaya başlar ve neden ağladığımı bilmeden en az bir saat ağlarım. İşin komik kısmı da budur. Evet, filmin sonu çok duygusaldır ama her seferinde kendi kendime 'ağlamayacağım' deyip, bir önceki izleyişime göre daha çok ağlarım.

Bu gece yine Big Fish'i izledim ve unuttuğum bazı şeyleri tekrar hatırladım. Bir insanın sevdiği bir insan için yapabileceklerinin sınırının en fazla nereye kadar uzanabileceğini, hayatımda olan insanların tek tek bana ne ifade ettiklerini ve benim hayatında olduğum insanların kendilerine yarattıkları dünyaların ne kadarına sahip olduğumu tekrar düşündüm.

Gerçekler yerine çoğu zaman hikayeler duymanın daha zevkli olduğunu, ne anlattığımın değil nasıl anlattığımın daha önemli olduğunu ve gerçekten 'büyük bir balık' olmak istiyorsam herkesin söylediği ya da anlattığı gerçeği değil, kendi gerçeklerimi oluşturmam gerektiğini hatırladım. Bir kez daha...

Benim için bu kadar hayati anlamlar taşıyan bu kadar derin bir film bir daha izleyemem. Ama sanırım Big Fish'i daha çok kereler izleyeceğim. Belki de ben de büyük bir balık olmak istediğim için.

'Bazı balıklar vardır asla yakalanamazlar. Diğer balıklardan daha büyük ya da daha hızlı oldukları için değil, fazladan bir şey tarafından dokunuldukları için.'

Sanırım bana da dokunan o şey bu film oldu. Artık nasıl öleceğimi biliyorum =)













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder