9 Aralık 2009 Çarşamba

19.07 p.m


Bugünlerde çok garip bir şeyi fark ettim. Yani aslında bu günlerde değil, neredeyse 10 yıldır falan farkındaydım bu olayın ama görmezden geliyordum. Bu hafta o kadar çok oldu ki aynı şey, artık bunun bir tesadüfler serisi olmaktan çıkıp, korkutucu bir şey olduğunu düşünmeye başladım.

Her gün nedense saate, saat tam 19.07'de bakıyorum. Komik gelebilir. İlk birkaç yıl bana da öyle geldi.

'Aa şuna bak, dün de saate tam 19.07'de saate baktım.'

'Aa, şuna bak, 3 gündür saate tam 19.07'de bakıyorum' şeklinde başladı.

Günler ayları, aylar yılları kovaladı. Sonra iş ciddiye binmeye başladı. Bir süre sonra baktım 'Tanrım, yaklaşık 10 yıldır saate 19.07'de bakıyorum, bu bana gönderdiğin bir işaret mi? Öyleyse lütfen çıksın artık, dayanamıyorum' demeye başladım.

Bu hafta ise geçen çarşambadan beri, gün atlamadan her akşam saate baktığımda saat 19.07'yi gösteriyordu. Hayır! Kuşkuları gidermek için söyleyeyim. Saatim durmuş falan değil.

Bu demek değil ki ben bütün gün boyunca sadece saat 19.07'de saate bakıyorum. Tabi ki gün boyunca saate bakıyorum ama 19.07'de "mutlaka" bakıyorum.

Nerede olursam olayım, ister metroda, ister otobüste, ister televizyon izliyor olayım, ister bilgisayar başında... Mutlaka buralardaki saatlerin birine tam 19.07'de saate bakmış oluyorum.

Bu zamana kadar bunu kimseye anlatmamıştım. Kendi kendime yenmeye, bunun bir tesadüf olduğuna kendimi inandırmaya çalışıyordum ama artık iş çığırından çıktı. Sanırım bir süre bütün gün hiç saate bakmamayı deneyeceğim. Gerçi bir ara bunu da bilinçli olarak yapmaya çalıştım ama, o kadar spontane ve istemsiz bir şekilde kafamı saate çevirip 19.07 olduğunu görüyorum ki...

Off deliriyorum galiba. Neyse sustum ben.



6 Aralık 2009 Pazar

Ayade-i Lüpriz

Ayade-i Lüpriz, geçen sene kurulmuş olan çok yeni ama şirin mi şirin bir müzik grubu. İsminin ne anlama geldiğini, neredeyse hayatın anlamını merak ettiğim kadar merak etsem de, sağdan soldan aldığım duyumlara göre grup üyeleri bunu açıklamak istemiyorlarmış. O yüzden ben de kaderime razı olup, grubun adına kendimce anlamlar yükleyip bu konuyu unutmaya çalışıyorum.

Ayade-i Lüpriz'in kurucuları, bildiğim kadarıyla Bahçeşehir Üniversitesi Müzik Kulübü üyelerinden çıkmış. Açıkçası kendime özgü başka nedenlerden dolayı çalışmalarını, çalışanlarını ve çalışma tarzlarını hiç sevmediğim bir kulübü bana yeniden sevdirmiştir bu grup.

Şu anda grubun Facebook sayfasından (http://www.facebook.com/group.php?gid=57337384456&ref=mf) edindiğim bilgilere göre vokalde Aytül Abak, klarnette Sarper Aksoy, perküsyonda Cem Utku, Elektrik gitarda Halil Ünsal, bass gitarda Kayra Ciray, davulda da Cenk Ediz Akyol varmış.

Grup üyelerini şahsen tanımasam da (Halil Ünsal hariç) hepsi çok eğlenceli, çok pozitif elektrik saçan insanlar. En azından sahnede öyleler. Grubun çok samimi ve eğlenceli gözükmesini bence büyük ölçüde, dünyanın en şeker insanlarından biri olan Halil Ünsal sağlıyor. Genelde grubun seyirciyle iletişimini vokaller kurar ama bu grup için pek geçerli değil bu kural.=) Daha çok gitaristin omuzlarında sanki bu görev.

Müzik tarzlarına gelince... Öncelikle, yine bildiğim kadarıyla, kendilerine ait şarkıları yok. Böyle Sezen Aksu, Levent Yüksel hatta Tarkan falan cover'lıyor, bununla da kalmıyor türkü bile söylüyorlar. Şöyle bir düşünüyorum da Sezen Aksu şarkılarını pek sevmem, türkü hiç dinlemem, grubun tarzı pop ağırlıklı.. Ama tüm bunların yanında konserlerinde en çok eğlendiğim gruplardan biri. Artık grubun kendi enerjisi midir, cover yapmayı iyi mi öğrenmişlerdir, ben konserlerinde fazla mı içiyorumdur bilinmez, bir yerden sevdiriyorlar kendilerini.

En son konserlerini 4 Aralık'ta Bahçeşehir Üniversitesi'nin öğrenci gecesinde verdiler. Geçen sene de en az iki üç kere farklı yerlerde izlemiştim grubu, ama nedense geçtiğimiz cuma ayrı bir haz aldım konserlerinden. (Aklınıza takılabilir diye hemen söyleyeyim, konser öncesi sadece bir kadeh şarap içmiştim) Herhalde artık uzun süredir beraber çalmanın olgunluğu, grubun oturmuşluğunun verdiği rahatlık ve kendi üniversitelerinde olmanın getirdiği güvenle bu kadar mükemmel bir performans sergilediler. Ayağımda 15 cm topuklu ayakkabılar olmasına rağmen hiç çekinmedim hopladım, zıpladım, dans ettim.

Bu yazı da böyle grup tanıtım yazısı gibi oldu ama ben büyük ölçüde geçtiğimiz cuma günü Ayade-i Lüpriz sayesinde nasıl eğlendiğimden bahsedecektim. Gerçi konser saat 8'de başlamış, ben ve birkaç arkadaşım Kadıköy'den Beşiktaş'a gelen vapuru kaçırınca konsere de bayağı geç kalmış olduk. Belki de o gece ondan çok kısa sürdü gibi geldi bana ama o kısa sürede yoğun doz aldığımız Ayade-i Lüpriz ile Taksim'de sabahlayıp, ertesi gün 3'e kadar uykusuz kalmak çok zor olmadı.

Çoğunlukla bir konuyla ilgili yazı yazacaksam bununla ilgili düşünür, beni gerçekten yazmaya değecek kadar etkileyip etkilemediğini değerlendirir, öyle yazmaya başlarım. Ama bu yazıyı yazmaya daha grubun konser verdiği salona girer girmez karar verdim.

Umarım Ayade-i Lüpriz yakın zamanda kendi şarkılarını da yazmaya başlar ve biz de bir gün bir konserlerinde onlarla beraber şarkılarını söyleriz.







2 Aralık 2009 Çarşamba

Senede Bir Gün

Bilgi: Bu yazı benim tarafımdan yazılmadı. Aslında bu yazı, kardeşim tarafından bana yazılmış bir mektup. Favori mektubum=) Hatta hayatımda en çok güldüğüm yazılardan biri olabilir. O yüzden paylaşmak istiyorum. Tarih: 09.01.2004 Ben: Öss'ye hazırlanıyorum. Sevgili kardeşim Pınar: Öss zamanım ve geleceğim hakkında kehanetlerde bulunuyor. =))

Sevgili Bahar,

Bu sabah yağmur var Bursa'da, gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye...

Devamını getirmek isterdim bu harika MFÖ şarkısının ama malesef annem odamın kapısının önünde dolaşıyor. Umarım kapıyı açmaz, çok stresliyim çünkü iki gündür odanı topla diyor ama malesef odamda hala kitaplar yerlere saçılmış, torbalar uçuşuyor kafamın etrafında. Sana yazı yazmak için elime aldığım sayfayı, şakacı tozların altından çektim, televizyonumsa üzgün üzgün öksürüyor.

Daha demin edebiyat çalışıyordun ya, kişileştirme sanatının sözcüklerle nasıl oynadığını, belki de dünyanın en güzel dili olan Türkçe'ye nasıl bir ahenk kattığını tekrar gör istedim. Bu kağıdı sana yazmamın nedeni.. şey yapmak... şeyi vurgulamak... ee bu kağıdı yazmamın bir nedeni yok. Yo yo ya da var.

Biraz önce Deniz'le telefonda konuşurkenki küçük kahkahaların, yaramaz tebessümün ve baktıkça bana toprağın kutsallığını hatırlatan, kahverenginin en güzel tonundaki gözlerin bana yıllardır hiç hatırlamadığım bir değeri hatırlattı. Yazmayı...

Neden yazar insan? Bunun cevabını uzun uzun düşündüm ve cevabı buldum. İnsan birinin yüzüne söyleyemediklerini bu yolla çok daha kolay anlatıyor. Bugün bu tanımın yeni cevabı mesaj çekmek olsa da hala korunması gerekiyor kalem ve kağıdın. Ne yazık ki kompozisyon sınavında cevap 2222'ye atılmıyor. Mesela şöyle; Atatürk'ü çk svrdm. ii br dvlt admydı fln. Olmuyor be tatlı kız. Ah şu sokak argosu SARS gibi yayılıyor.

Daldan dala atlıyorum yazımda farkındayım Ama vurgulamak, günümüz gençliğine anlatmak istediğim öyle çok şey var ki... Bir yerden bağlıyorum işte babaannem gibi.

Eee, efendime söyleyeyim bazen seninle geçireceğim yılların azaldığını düşünmeye başlıyorum. Rüyalarımda görebiliyorum, her gün görüşebileceğimiz son 8 ayı... Hatta tahmin ediyorum.

1-Ocak Ayı: Sen yavaş yavaş çalışmalarına ağırlık verirsin, sinema olayını da birazcık kesersin. Test kitapları açılmaya başlar, üzerindeki matbaa kokusu yavaş yavaş silgi tozlarına ve işlemlere dönüşür. Bense her zamanki gibi eğlence dünyasına dalarım ve film projelerime hazırlığa hız veririm ve tabi Kommenyus eğitim projesine de...

2-Şubat Ayı: Sen çoktan 'yarı yıl hızlandırılmış proje'ye ayak uydurmaya başlarsın, artık hafta sonlarında ve haftaiçinde tamamen yaprak testler, deneme sınavları ve örnek sorulara dalarsın. Bense Uludağ'da kayak yaparım ve bayram paralarını yerim.

3-Mart Ayı: İlkbaharın gazıyla ve enerjisiyle kitaplara daha sıkı sarılırsın. Havalar pek ısınmadığı için adaptasyon bozulmaz. Bense Türk filmlerindeki asi ve zengin kız karakterinde kamera parasının dörtte üçünü biriktiririm ve artık sabaha karşı eve gelmeye başlarım.

4-Nisan Ayı: Kuzular meleşmeye, kumrular koklaşmaya başlamıştır. Sizin dershane de öğrenciler kendilerini iyice salmasınlar diye programı ağırlaştırır, sen de mecburen kafa patlata patlata soru çözme rekor denemelerine başlarsın.

5-Mayıs Ayı: Havalar iyice ısınmaya, kanlar kaynamaya başlar. Bu ay senin ve birçok arkadaşının doğumgünü olduğundan ve sen artık yavaş yavaş kendini sınava hazır hissettiğinden dolayı kendini biraz salarsın. Bense artık kendimi iyice yaz konserlerine, drama klübüne ve film çekimlerine vermişimdir.

6-Haziran Ayı: (1.hafta) Sen artık çalışmalarında iyice rahatlamaya başlarsın ve puanların 280'den aşağıya inmediğinden rahatlarsın. Dershane her gün sınav yapmaktadır. Yavaş yavaş Deniz'le İstanbul'da ev planları kurar, Baran ve Umut'la komşu olabileceğiniz evler bakarsınız.

(2.hafta) Dershane biter, çalışmalarına nokta koyarsın. Çünkü son sınav puanın 297'dir. Sınava 5 gün kalmıştır ve sen arkadaşlarınla tatil planları yaparsın. Ne de olsa artık reşitsin.

(3.hafta) Sınav biter, senin manyak geçer, Deniz ve diğer tüm arkadaşlarının da öyle. Ve bu mutlulukla benim 16. yaşıma girişimi kutlarız.

7-Temmuz Ayı: Tatil için kesin bir yer belirlenir ve bavullar hazırlanır. Tatil heyecanı başlar. İlk defa arkadaşların ve dünyada en çok sevdiğin insan olan benle tatile gideceksindir. 1 hafta Ege sahil kıyısı boyunca tatil yaparsın. Çok ağlamama ve ısrarlarıma rağmen ben evde kalırım! Ben de o sırada filmimin sonlarına doğru yaklaşırım.

(3.hafta) SINAV AÇIKLANIYOR!

meb.gov.tr'ye gireriz, adını soyadını ve TC kimlik no'nu yazıp 'işlet' butonuna basarız. ve...

Sen hampuan barajını geçemezsin. O sırada film geriye akmaya başlar ve biz aslında senin tüm dershane sınavlarında kopya çektiğini anlarız. Ve sen çok kötü patlarsın. Hepimiz seni teselli etmeye çalışırız. Deniz ve sen ev kızı olursunuz. Umut ve Baran da müzik grupları O'Rock için 'Umut Müzik'e giderler ama Neredesin Firuze'deki kabak kafalı adamın da dediği gibi ne umut vardır ne de müzik.

Baran ve Umut da el ele tutuşup boğaz köprüsünden atlarlar.

8-Ağustos Ayı: Yazının başında da söylediğim gibi beraber geçireceğimiz son aydır. Sen her gün evi temizlersin, yemek yaparsın ve KAZANMALİ programına katılır, 'Mehmet Ali Bey, ev kızıyım!' dersin.

9-E Y L Ü L A Y I : (Final Chapter)

Çektiğim film ajanslarca çok tutulur ve ben Hollywood'a çağırılırım. Böylece bir daha görüşmeyiz. Ben her ay size para yollarım.

Bir daha beni gördüğündeyse senin pek anlam veremediğin bir altın heykelciği havaya kaldırıyor ve sevgilim Orlando Bloom'a teşekkür ediyor olurum. Sana Pınar Bloom imzalı bir mektup gelir, yılda bir.

SENEDE BİR GÜN, SENEDE BİR GÜN

Pınar Emmerich
Felaket Tellalı

Sevgili Kağıt

Bilgi: 2002 yılının şeker bayramında, (yaş 14) kendi çapında oldukça dindar olan kahramanımızın küçük bir A4 bulup onunla dertleşmesi.

Sevgili Kağıt,

Öncelikle bana çizgilerinin tümünü içtenlikle ayırdığın için teşekkür ederim.

Sana benim için bugünün ne kadar önemli olduğunu söylemeliyim. Bugün bayram! Otuz gün açlıktan sonra kahvaltının önemini bilir misin sen? Nereden bileceksin?

Neyse, bugün çocuklar büyük bir açlıkla kapılardaki şeker kaselerine avuçlarını daldırıyorlar ve büyüklerinden yolabildikleri kadar para yoluyorlar. Bugün evine hiç kimse gelmeyen teyze bütün gün misafir ağırlıyor. Bir süre sonra küfür etmeye başlasa da.. Bunun hayrı ne diye soracak olursanız kadın ayda yılda bir yataktan kalkıyor, yürüyor daha ne?

Bugün ramazan bayramı. Sokaklarda şen bir hava, çocuk çığlıkları, yerlerde şeker kağıtları, ağız kenarlarından akan baklava şerbeti...

Bugün ramazan bayramı. Al al olmuş çocuk suratları, beş milyon için birbirlerinin yüzlerini yolan tırnaklarda deri parçaları... Bugün ramazan bayramı. Ceplerinde beş kuruş kalmadığından 'kredi kartı geçiyor mu?' diye umutla soran yetişkin ağızları... Bugün ramazan bayramı. Bayram harçlıklarını sayan ve hesap yapan çocuk beyinleriyle dolu şehrin her bir tarafı.

Bugün ramazan bayramı. Her gün birbirini gören komşuların, bayram ziyareti sırasında sanki devlet bakanı gelmiş gibi yapmacık tavırları... Bugün ramazan bayramı. Genç kızların bayramlıklarını birbirlerine gösterme yarışı. Bugün ramazan bayramı. Evlerde bir telaş, son rötuşlar yapılıyor gelmesi muhtemel akrabalar ve komşular için.

Bugün ramazan bayramının 1. günü. Oruçlarını diyet için ya da baskı yüzünden değil, içten tutanların, komşularını, akrabalarını gerçekten ağırlamak isteyen, bayram ruhunu Hristiyanların Christmas'ı gibi içten yaşayan herkesin bayramı kutlu olsun. Para için değil, hatır için el öpenlerin.

Bugün yurdum insanıyla bir ramazan bayramının daha birinci günü, sağlıkla sıhhatle nice bayramlara!

p.p, 2002