Bu aralar Amerika hazırlıklarına başlamak için işten ayrılmamdan ve aslında ‘Amerika hazırlığı’ dediğim şeyin en fazla 3-4 saat sürecek bir valiz hazırlamadan ibaret olmasından dolayı fazlaca bol vaktim vardı. Ben de her sorumluluk sahibi Türk genci gibi bu boş vaktimi Facebook’ta gereğinden fazla takılarak değerlendirme yolunu seçtim.
Sanırım bu sürede sevgili filozofumuz Platon’un ‘devlet’ kavramı üzerine düşündüğünden daha çok, Facebook üzerine düşündüm. Kendimce Facebook’u ‘iyi’ ya da ‘kötü’ diye etiketlemeye çalıştım. Ama ürettikleri teorilerin doğruluğunu araştırırken, yeni yeni şeyler bulan teorisyenler gibi ben de kendimle ilgili bir gerçeği keşfettim. Bunu fark etmem de Facebook sayesinde oldu.
Ben sanırım birden fazla kişilikliydim.
İşe girdiğim ilk haftalar ofiste belli bir saygınlık kazanmaya ve ciddi bir çalışan imajı çizmeye çalışırken bayağı çaba harcamıştım. Genel müdürümle aram çok iyiydi. Hatta kendisi de politikayla ilgilendiğinden ara ara böyle uzun siyaset sohbetlerine girerdik. Birbirimizi Facebook’tan bile ekledik.
O gün 60 darbesinden Berlin Duvarı’nın yıkılışına, kapitalist ekonomiden Avrupa birliğine kadar konuşmuştuk. Ben adeta ciddi ama kendinden emin gülümsemesi yüzünden eksik olmayan otoriter bir spiker edasıyla tartışıyordum genel müdürle.
Gel gör ki aynı akşam ‘çok sevgili’ bir arkadaşım gitti de beni iki tane şempanzenin dişlerini göstere göstere güldükleri bir fotoğrafa tagledi. Şempanzelerden biri sarışın bir kadının sağ göğsünü sıkıyordu. İşte tam de o şempanzeydim ben.
Aslında fotoğraf hoşuma gitti hatta güldüm de. Ama sonra hemen ofisten kimse görmesin diye (neredeyse herkes arkadaş listemde ekliydi) tagimi kaldırdım fotoğraftan.
Bazen böyle üniversiteden hocalarım, ofisten insanlar falan bazı aktivitelere davet gönderiyorlardı. İşte ne bileyim, ‘kariyer hedeflerini belirle’ konferansı, ‘kişisel mükemmellik, yaşam koçluğu, liderlik kursları’, paneller, eğitimler vs.
Ama her ne kadar ‘kişisel mükemmellik’ sertifika programına ‘attending’ yapsam da ardından ‘her gün bir yeni apaçi’ grubuna üye olmamak için kendimi zor tutuyordum. Hala da üye olamadım zaten=)
Apaçilere karşı merakımı geçtim, ‘haydi durduk yere 1 milyon kişi olalım’ grubuna üye olarak da boş işlerin insanı olduğumu tüm Facebook alemine ilan ettim. Hadi şimdi kişisel mükemmellik programına davet et..
Okuldayken hocalarıma karşı ‘başarılı, sosyal, aktif öğrenci’ profilini çizmiş olan ben, bazen hala ‘ben zaten içince 1.000.000 kişi olabiliyorum’ grubuna üyeliğimi hocalarımın görüp görmediğini merak ediyorum. Bazen gruptan çıksam mı acaba diye düşünüyorum ama ardından iç sesim ‘bu sensin, kendini değiştirmemelisin’ diyor.
Bir gün yine böyle ofiste konuşurken Facebook konusu açıldı. Ben de geçen günkü şempanze olayı belki görülmüştür diye hemen kendimi aklamaya çalıştım. ‘Hıı evet ben zaten pek Facebook’a girmem, öyle mesajlara bakıp çıkarım işte ehe ehe’ diye bir cümle sarf ettim.
Aynı akşam, liseden bir arkadaşım takipçilerini belirlemiş ve tahmin edin birinci sırada kim var? Evet. Facebook’ta takılmayı geç, bir de birilerinin 1 numaralı takipçisi bile olmuşum. (Ha o takipçi olayının ne büyük bir kandırmaca olduğuna başka bir zaman değineceğim.)
O gün ofiste söylediğim şeyi de bir güzel yuttum. O sinirle Home Page’teki her paylaşıma verip veriştirirken, biraz güleyim diye başlığında ‘gülmek garanti’, ‘kopacaksınız ha ha ha haaaa :D:D’ falan yazan videoları izleyeyim dedim.
Bu videolarda da en komik olanın gitar çalan bir köpek videosu olduğunu görünce dayanamadım. Status’uma bu tür videoları komik diye paylaşan insanları ezen, saldırgan bir ileti yazdım. Çok geçmeden baktım yengem tam da bahsettiğim türde bir video paylaşmış. Hayır şimdi iletiyi silsen bir türlü, silmesen bir türlü..
En son artık sanal ortamda da var olan sosyal yapıların, mahalle baskısının da farkına varıp, hepsine ‘amaaaaan screw them up yaa’ dedim. İstediğim gibi takılırım artık dedim.
Sonra şöyle bir olay oldu:
Okuldan arkadaşın biri yine okulda staj yaparken çekilmiş bir fotoğrafımızı eklemiş. Altına şu tarz laubali bir yorum yaptım.
‘yeeeaaaa hacı yeeaa koymasana şu staj fotoğraflarını, o lanet staj günlerini hatırlatma adama hayret bişey beeeeee hasta mısın nesin?’..
Arkadaş da altına güzel küfürlü müfürlü bir yorum yapmış. Biz orda gayet yılışık bir geyik çevirirken, bizim stajdaki hocalardan birinin yorumu düştü birden Facebook semalarındaki aynı fotoğrafın altına:
-Baharcığım, nasılsın? Umarım hayatında her şey çok iyi gidiyordur. Mezun olduktan sonra hayat daha da zormuş değil mi? (Ehe) Bizleri haberdar et kendinden, çok öpüyorum.
Bu yorumu gördüğüm anda yaptığım ilk iş yukarıda yaptığım o iki yılışık, rezil yorumu 1 milisaniyede silip şu yorumu yazmak oldu.
-Merhabalar hocam, iyiyim. Umarım siz de iyisinizdir. İstanbul’daki staj günlerimi ve sizleri çok özlüyorum. İstanbul’a geldiğimde mutlaka uğrayacağım. Kendinize iyi bakın.
5 Nisan 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder